
Bağımsız Olarak Seçilenlerin Meclis'teki Uzun İnce Yolu |
| Yüzde 10 barajını boşa çıkarmayı başaran Kürt milletvekilleri ve sosyalistler Meclis`te. Peki sonra? Siyasetin en çok konuşulduğu bugünlerde, Meclis`teki gelişmeler yakından izleniyor. |
| Sosyalistlerin önümüzdeki 5 yıl içinde neler yapabileceklerine dair fikir yürütmeler devam ederken, bir yandan da DTP`nin Meclis içerisinde nasıl bir yol izleyeceği ve Türkiye demokrasisine hangi yönde katkı sağlayacağı tartışma konusu. Bundan sonra neler olacağını, yüzde 10 barajını, DTP`nin durumunu yazar, sendika başkanları ve öğretim üyeleri değerlendirdi... Bağımsız milletvekilleri Meclis`te. Peki sonra? BÜLENT SOMAY (yazar) Bu seçim sistemiyle Meclis`te temsiliyet, tesadüfidir Sevinci hemen bir yana bırakıp bu konuda ciddi bir değişikliği nasıl gündeme getiririz, onu konuşmaya başlamamız lazım. AKP bir takım değişiklikleri gündeme getiriyor ama ciddi bir değişiklik yok ortada. Yüzde 10 barajının düşürülmesi konuşuluyor, geçen seçimlerde de konuşulmuştu. Ama bir şey olmadı. Diyelim ki önümüzdeki seçimlerde yüzde 7 `ye düşürüldü, yine çok bir şey değişmez. Yüzde 5`e düşürülse DTP parti olarak Meclis`e girer. Yüzde 7`ye düşürürlerse bu da olmaz bu sefer daha kötü olur biz yine sosyalistler olarak "aman DTP girsin" diye kendi politik ajandamızı bir kenara bırakıp DTP`ye destek vermek zorunda kalırız. Uzun vade de bu da iyi bir şey değil. DTP`nin kötü olmasından değil, bu sadece bizim bağımsız bir ajandamız olamamasından... Dolayısıyla yüzde 5`lerin, 7`lerinde bir şeyleri değiştireceğini sanmıyorum. » Peki ne yapılanması gerekiyor? Solun önünde bir çıkmaz mı var? Türkiye`de gerçekten temsil ve söz sahibi olması konusunda sosyalistlere çok ciddi öneriyi sosyalist olmayan biri sunmuştu ve kimse bunu ciddiye almadı: Adnan Kahveci. Ne biz ona destek olduk, ne onu ciddiye alıp tartıştık. Sonra da adamcağız öldü, bu konu da bir daha gündeme gelmedi. Ama bizim artık dar bölge seçim sistemini ciddi öneri olarak gündeme getirmemizin vakti geldi. Eskiden bundan korkulurdu. Ama dar bölgeli seçim olsaydı, partili ya da partisiz, bir çok sosyalist olurdu Meclis`te. Bir çok derken, 200 demek istemiyorum ama çıkabilecek bir çok insan olabilirdi. Artık bunu bir öneri olarak taşımanın zamanıdır. Ama korkarım biz parlamentoya bir temsilci soktuk sevincini uzun bir süre taşıyacağımız için, bu sevinçten bunları düşünmek aklımıza gelmiyor. » Aslında seçim sonuçlarına baktığımızda temsilde de sorun olmadığını gördük, toplumun yüzde 8o`i oy kullanmış. Bu tablo bize neyi gösterdi? Artık bizim sol ya da sağ düşünmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Diyoruz ki yine de yüzde 21 sol oy var. CHP`ye sol derken bizim algıladığımız ve anladığımız solla hiç alakası yok. Ama öte yandan sol derken zaten başka bir şey anlıyoruz. CHP kelime anlamıyla sol bir parti. Devletçi, otoriter, aristokratik, din egemenliğine karşı, fakat kendi içinde otoriter olan bir tür. Dolayısıyla sol kavramı bunları da içeriyor. Bu anlamda biz soldan vazgeçmeliyiz. Biz sol derken aslında sosyalist anlıyoruz ama herkesin de böyle algıladığını düşünüyoruz, böyle değil oysa. Mademki yaygın anlayış bu, ben gelin diyorum, vazgeçelim sola konuşmaktan, başka bir ifade bulalım kendimize, o zaman kendimizi diğerlerinden ayırmak daha kolay olacak. Sol partiler dediğimizde İşçi partisi de buna dahil oluyor. Şaka gibi bir şey bu, benim adımın Doğu Perinçek`le beraber anılmasını istemem. Hatta utanç duyarım. MHP`den daha milliyetçi bir partiyle nasıl yan yana gelebilirim ki? Bu adam bir zamanlar kendine sosyalist dedi diye... O da sol, TKP`de sol, ÖDP`de sol, DTP`de sol, CHP`de sol... Böyle bir sol olabilir mi hiç? » Aslında bu seçimlerde de fazlasıyla dillendirildi sosyalistler Meclis`te diye... Ufuk, Kürtlerin de desteklediği sosyalist milletvekilidir, sol falan değil. Bu terimi böyle koymak lazım. Meclis`te Ufuk Uras bu terimden söz edemeyecektir zaten, sol adına konuşacaktır. Bu kavram değişikliğini, bir kişinin yapmasına imkân yok. Ama biz neye sahip olduğumuzu bilelim. DTP tarafından desteklenmiş bir milletvekiline sahibiz. Kürtler des-teklemesiydi o da olmayacaktı. Nitekim 2. bölgede desteklemediler, olmadı. » Sadece DTP`nin desteğini mi aldı? Sosyalistler tabii ki oy verdi. Bence başarılı bir kampanya da yapıldı. Ama Kürtler bir aday koysalardı Ufuk Uras da giremeyecekti. Kürtler tek başına soktu gibi bir şey söylemiyorum. Öyle bir şey de yok zaten. Hatta DTP`nin Ufuk Uras`ı 1. bölgede gönülden desteklediğine de inanmıyorum. Ama hiç olmazsa ayrı bir aday çıkarmadılar, bunun da bir faydası oldu. Gerçekten sol eğilimli olan Kürtler de Ufuk`a oy verdiler. İkinci bölgede ise, gördük ki DTP`nin adayı Baskın`dan fazla oy aldı. » Galiba en büyük sorun Türkiye`de temsiliyet sorunu. Çünkü kötünün iyisi diyerek inanmadıkları adaylara ya da bağımsızlara oy veriliyor. "Beni İfade etmiyor ama ne yapalım" deyip oy kullananlar çoğunlukta.. Dolayısıyla da bu sorun yıllardır değişmeden devam ediyor... Türkiye maalesef 50 yıldır şöyle bir problemle yüz yüze: Biz birinin arkasına takılmadan var olamıyoruz. Ya CHP`nin peşine takılacağız, ya da olmadı 8o`ler ve 90`lardaki gibi Türk ulusal hareketine takılacağız, o da olmadı şimdi kimin peşine takılacağız? Bugün Türkiye`de sol dediğimiz kesim maalesef AKP`nin peşine takılmış durumda. Benim tanıdığım kendine sosyalist diyen fakat "Şu anda ne yapalım, yapacak başka şey yok" deyip demokrasi için AKP`ye oy verenler var. Biz kendi başımıza var olmanın yolunu bulmadıkça, çözümü yok. Birinin peşine takılma meselesinin bir iyi bir de kötü sonucu var: Kötü olan, hiçbir zaman başaramayacağız; iyi olan ise, gerçekten kaybetmeyeceğiz. Çünkü Ringe çıkmıyoruz. Ringe çıkmazsanız ne kaybeder ne de kazanırsınız, sadece giderek yok olursunuz. Biz de biraz öyle olmaya başladık. Artık kimse bizi ciddiye almıyor. Eskiden hiç olmazsa bize dayak atarlardı, mahkeme açarlardı. Şimdi o da yok, şimdi hiç ciddiye alınmıyor hale geldik. » Önümüzdeki beş yıl içinde neler olacak? Sosyalist bir örgütlenme Meclis`e taşınabilir mi? Bu bize bağlı. Biz derken de sosyalistlere, komünistlere.... Sosyalist ya da komünist olmayan fakat şöyle ya da böyle antikapitalist olan; bunun içine feministler, yeşiller, hatta Müslüman demokrat kesim, Kürtlerin milliyetçi olmayan kesimi de giriyor. Bizim hepimizin kapitalizme karşı olmaktan çıkarımız var, bu insanları bir araya getiren bir örgütlenme olursa biz bir şeyleri değiştirebiliriz. Bu örgütlenmeyi varolan diğer partilerden biri de yapamaz. DTP de bu işi üstlenemez. DTP`nin başka bir işlevi var. Dolayısıyla vakit kaybetmeden bu örgütleme için harekete geçmek lazım. Böyle bir hareket için öncelikle bir teorik inisiyatifi oluşturmak lazım. Herkesin kendi sesinin hayranlığından vazgeçmesi zor ama bunu başardığımız anda iki haftada teorik öncülleri ortaya konulur. Bundan sonra da örgütlenmeye başlamak lazım. Tabii ki işçi sınıfıyla birlikte örgütleneceğiz, tabii ki işçi sınıfının temsil edildiği sendikal yapıları onların şu anki politik tavrındaki problemleri görmezden gelmeden, dışlayıcı tavır almadan onlarla birlikte örgütlenmeye başlamak önemli. Bütün bunları, şu andaki durumdan çaktırmadan memnun olma hissini bir yana bırakıp "Bize kimse dokunmuyor, bir tane milletvekili çıkartıyoruz çok da sevindirik oluyoruz," durumundan vazgeçip küçük başarılar ve küçük başarısızlıklarla yetinmeyip, birazcık gözünü yükseklere dikip hareket etmek lazım. Türkiye`de sol diye bir alan kalmadı artık. Eskiden sol denilen alanı biz doldurmalıyız tavrıyla yola çıkmak gerekiyor ama bu iddiada bulunmazsak hiç var olmayacağız. Küçük başarı şansı yok artık. Ya büyük bir iddiayla yola çıkacağız, ya da iddiada bulunmayacağız. Susacağız ve kaderimize razı olacağız. Bundan vazgeçeceksek, eğer kadere razı olma durumundan, böyle bir örgütlenmeyi yapmamız lazım. » Bu örgüdenme önümüzdeki seçimlerde ne kazandırır? Bu örgütlenme 2010 yılında yapılacak seçimlerde yüzde 30 gibi bir oy almaz elbette, ama komik duruma da düşmez. DTP`yle at başı gider. Hâlâ boynu bükük CHP`ye oy veren bir sürü insanı başka bir alternatif olduğuna ikna eder. CHP`ye oy verenlerin çoğu zaten devletçi olan kesim. Ama bunun bilinmesine rağmen CHP`ye oy verenler de çoğunlukta. "CHP`ye vermeyip kime vereceğim" diyor adam. "Zaten bunlar yüzde 1 den az oy alıyor, benim gibi bir kaç insan da oy verse yine yüzde ı`de kalır" diyorlar. Onlara gerçek bir alternatif sunduğumuz anda her şey değişir. Değişir de ne olur? Çok şey olmaz ama hiç olmazsa hatırı sayılır bir parti olur. Daha adil, daha özgür seçim kanunuyla, gerçekten insanların sadece baraja değil, parti babalarına köle olmadan, sizi seçen bölgeye bağlı olarak bu sağlanabilir... NE DEDİLER PROF. DR. ARUS YUMUL (BİLGİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ): Sadece bir yol açılmıştır Bağımsızların Meclis`te olmalarını oldukça önemsiyorum. Bu, yüzde ıo`luk baraj temsil adaletsizliğine bir göndermedir aynı zamanda. Siyaset dediğimiz şey; bireylerin kendi fikir ve eylemleriyle kullandıkları şeyleri ortaya koymalarıdır. Bir parti disiplini içinde bunu yapmak kolay değildir ama bir partiye bağlı olmayan bağımsızlar bunu gerçekleştirebilirler. Herhangi bir partinin disiplinine bağlı kalmadan bunu yapmaktır önemli olan. Tabii ki sayı şu anda çok az. Bağımsızların Meclis`te Türkiye demokrasisi için bir değişim dönüşüm yapmaları açısından söylüyorum ki, DTP`lileri de dışında tutarsak, bu sayı gerçekten çok az. Ve dolayısıyla büyük bir değişim getirecek sayıda bağımsız yok şu anda. Ama bir yol açmıştır. İlerde bu kişilerin sayıları daha artabilir, o zaman milletvekilleri herhangi bir partiye bağlı kalmadan, liderlerinin direktifinde oylamaya mecbur olmadan hayata katılabilirler. PROF. DR. YASEMİN INCEOGLU (GALATASARAY ÜNİV. İLETİŞİM FAKÜLTESİ) Çatışma ortamı yerine diyalog platformu Bağımsız milletvekillerinin Meclis`e girmesini çok önemsiyorum. Kamuoyuna dayatılan "bağımsızlara verdiğiniz oylar boşa gidiyor" yalanı çatışma ve şiddet kültürünü körükle-mektden başka bir şey değildi. Bağımsızların, kanun teklifi verme, hükümete soru sorma,tem-sil edilme ve insan hakları komisyonunda bulunma haklarına sahip olmaları çok anlamlı. Özellikle ülkemizde demokrasi kültürünün yerleşmesinde yukarıda sayılan hakları tutarlı ve dengeli bir biçimde kullanmanın, uzun zamandır süregelen çatışma ortamının diyalog platformuna dönüşmesinde katkıda bulunacağına inanıyorum. Şimdiye kadar konuşulmayan, sürekli ötelenen sorunların tartışıldığı, insan haklarına ve "öteki"nin haklarına saygı duyulan bir Meclis tüm yurttaşların özlemi. Tabii ki kadın milletvekillerinin Meclis`teki sayısal artışı sevindirici. Ancak erkek egemen bir Meclis`te nicelikten ziyade nitelik önemli. Ekranlarda izlediğimiz bazı milletvekillerinin parti sözcülüğü yapmaktan öteye gidemediklerini gördük. Dişli, deneyimli, kadın sorunlarına duyarlı, Meclis`ten içeri girerken kadın kimliklerini kapının önünde bırakmayan milletvekillerine ihtiyaç var. Namus-töre cinayetleri, kadının eğitim, istihdam vs. sorunlarına eğilecek bir kadınlar meclisine ihtiyacımız var. Meclis`teki uzun ince yolu MEHMET METİNER (yazar) DTP silah ve siyaset arasında tercihini yapacak » Bağımsız milletvekillerin Meclis`te yerlerini alması, Türkiye Demokrasisi açısından ne getirir? Yeni Meclis hem siyasal istikrarı sağlayan, hem de temsili adaleti sağlayan bir Meclis oldu. Çoğulculuğa sahip. Demek ki yüzde ıo barajı olsa da olmasa da millet istediğinde siyasal istikrarı sağlayabilecek güçlü bir iktidar çıkartabilir. Yüzde ıo barajı olmasaydı da AKP`nin birinci parti geleceğine inanıyorum. » Yani yüzde ıo barajı siyasi istikrarı sağlayan birinci faktör değil mi? Millet böyle istiyorsa zaten bunu çıkartır. Baraj olmasa da siyasi istikrarı halk istiyorsa temin edebilir. Ama burada önemli olan siyasal istikrarla birlikte demokratik temsilin de Meclis`e yansımasıdır. Temsilde adaletin sağlanmasıdır. Umarım 22 Temmuz seçimleri bu gerçekliği bir bütün olarak görmeyi birlikte getirir. Ve bu durumda yüzde 10 barajını da ortadan kaldırır. » Çoğunluğunu DTP`nin oluşturduğu bağımsız milletveklleri Meclis`te. Bu durum Meclis içerisinde neye dönüşür? Bağımsızlar önümüzdeki 5 yıl içinde ciddi bir değişime neden olabilir mi? Eğer DTP`liler Kandil`den bağımsız hareket edebilirlerse Türkiye`nin toplumsal bütünlüğüne katkı sağlayabilir ya da Türkiye partisi tanımına uygun bir siyaset geliştirebilir. Ama bunun tek bir koşulu var;dağdaki sorun çözülmedikçe DTP Türkiye demokrasisine, demokratikleşme sürecine anlamlı bir katkı sağlayamaz. Bir yanda PKK sorunu devam ederken bir yanda da Kürt etnik milliyetçilik adına siyaset yapmayı sürdüren bir anlayış varken, bu durum bana göre siyasi çözümün önünde bir engeldir. Kürt sorununun demokratik çözümüne kado sunmak istiyorlarsa, bu süreçte yapılabilecek tek şey vardır: Meclis toplandıktan sonra PKK`nin hemen silahlı güçlerini sınır dışına çektiğini ilan etmesi, koşulsuz bir şekilde silahları bıraktığını söylemesi gerekiyor. Aksi takdirde, bir yanda asker cenazeleri gelecek, öte yandan DTP Meclis`te Kürt sorunu çözümü hakkında girişimlerde bulunacak... Yürümez bu iş. Silah ve siyaset arasında çok net bir tercih yapılması gerekiyor. » Bugünden baktığımızda DTP bugünkü demokratik kazanımını iyi yönde kullanacak mı? Meclis`te gerçekten değişim sağlarlar mı? Ben inanmak istiyorum ama inanmıyorum. PKK Kürt sorunun çözümünü istiyorsa, bunu yapmak zorunda. Buradaki tercih şu olmalı: PKK veya DTP Kürt sorunun bizzati çözümünü mü önemsiyor, yoksa Kürt sorununun yalnızca kendi üzerinden çözümünü mü önemsiyor? Eğer kendilerinin muhatap alınarak çözümünü önemseyen bir siyaset izlerlerse, bu, çözümsüzlüğü derinleştiren bir siyasettir, oradan bir şey çıkmaz. DTP eşittir Kürt temsili iddiası zaten artık inandırıcılığını yitirmiştir. Siyasal sonuçları itibariyle de yitirmiştir. Osman Baydemir`in dediği gibi; "PKK artık silahlı bir terör örgütü değil, silahlı bir Kürt muhalefetidir" derlerse, terörle aralarına çok net bir mesafe koymazlarsa, Kandil`den de bağımsız olduklarını göstermezlerse benim öngörüm şudur ki; Meclis`te çok ciddi bir şekilde krize neden olurlar. » Bu kazanımı iyi değerlendirmeleri gerekiyor sanırım... İyi niyet pratikte olur. Eğer örgüte söz geçirebiliyorlarsa işte meydan. Meclis açılınca çıksınlar Kan-dil`dekilere çağrıda bulunsunlar. Bu süreçte Ufuk Uras`ı önemsiyorum. Sağ duyusuna ve ufkuna güveniyorum. Bu konuda tarafsız bir siyaset izlerse, tek başına da olsa, sanıyorum Ufuk Uras`ın sesi Meclis`e anlamlı bir katkı sağlayacak. Aksi takdirde DTP`lilerle her konuda birebir örtüşen bir bağımlılık ilişkisine girerse, kendi varlık nedenini ortadan kaldırır. Umarım bunu yapmaz. BU SEÇİMLE OLUŞAN MECLİS DEMOKRASİNİN GELECEĞİ AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR DENEYİM OLACAK SÜLEYMAN ÇELEBİ (DİSK GENEL BAŞKANI): Dışardaki dinamik yapı durmayacak Yüzde 10 barajı bu tür adaletsiz bir sisteme karşı hazırlanan bir yöntem. Ama bu yöntem dışında örgütlü yapıların yoksun bırakıldığı bir tarz. Bu sistem değişmediği sürece sorunlar olacaktır. Ben diliyorum ki bu seçimden sonra bir umut doğsun ve Türkiye`de çok sorunlu olan bu baraj uygulaması en azından Avrupa standartlarına çıksın. Şunu ifade edeyim; demokrasinin bu tür kurumlarıyla, kurallarıyla işleyeceğini, Aanayasa`da köklü bir değişiklik yapacağını söyleyip iş siyasi partiler yasasına geldiğinde, orada baskıcı bir yaklaşım içinde durulacaksa o zaman Türkiye Standartı bir yaklaşım ortaya koyacaklardır Yoksa sırf makyaj olsun diye görüntülere dayanan bir Meclis Türkiye halkına ve toplumuna bir yarar sağlamayacaktır. Bu Meclis`te hangi renklerin temsil edildiği belli aslında. Dışarıdaki dinamik yapı durmayacaktır. Solun sosyal demokrasisi gerçekten kendi hakkında doğru bir organizasyonu yaratacaktır diye düşünüyorum. Zaman-sal, dönemsel sorunlar yaşanabilir. Türkiye bugün sola ihtiyaç duyuyor. Yarın daha çok duyacak. En ufak bir dengelemede kalıcı uzun vadeli çözümlerin soldan geleceğine inanıyorum. İSMAİL HAKKI TOMBUL (KESK GENEL BAŞKANI): Örgütlü bir yapı Meclis`te olursa anlamlı olur Seçim sisteminin adaletsizliği tabii ki yüzde 10 barajına dayanıyor. Bağımsızların çalışmasıyla yüzde 10 barajı şöyle ya da böyle dolaylı yoldan aşıldı. Bundan sonraki dönemlerde yüzde 10 barajının kaldırılması gerekir. Ama ikinci boyutu var bu meselenin; kendi öz gücüne yaslanmadan, kendi öz gücü üzerinden gerçekleşmeyen bağımsız milletvekili tartışmaları zaman içinde, özelikle solun en önemli alfabesinin A`sı olan örgütlü mücadeleyi yok sayarsa, daha çok bireylerden medet umar hale gelen bir yaklaşımı beslerse, bu olumsuz bir sonuç doğurur. Bağımsız adaylık tartışmaları bireylerin, bireyler üzerinden, bireysel çabalar üzerinden solun yeniden inşa edileceği bir yanılsama yaratması açısından da bir olumsuzluk olabilir. Çünkü asıl olarak sol Türkiye`deki muhalif hareketlerle, devrimci hareketlerle toplumun örgütlü kesimleri üzerinden yükselecektir. Ancak bu örgütlü mücadeleyi Meclis`e taşımak ve orada ifade etmek anlamlı olur. Toplumun örgütlü kesimlerinin şu anda bir talebi yoksa yukarıdan, doğrudan Meclis`ten bunu örgütleme olanağı yok. O açıdan da bu gelişmeler solun önün de çok büyük umutlar yaratsa da, bu olanakları solun yeniden inşa edilmesine dair umut olarak görmek doğru değil. Sol, yukarıdan bu tür çabalarla inşa edilemez. Halkın içinde, onun günlük yaşamındaki güncel sorunlarına müdahil olan örgütlü yapılar üzerinden inşa edilir. Parlamento seçmenin yüzde 85`ini temsil ediyor. Bir temsiliyet sorunu var ama 2002 seçimindeki gibi değil. Ama yüzde 10 barajı da kaldırılsaydı da, bu örgütlü yapılarla, siyasi partilerle seçime girilseydi, daha sahici bir temsil ortaya çıkardı. Şimdi temsiliyet, bağımsız milletvekillerinin dolaylı yoldan temsiline dönüşüyor. GENÇAY GÜRSOY (TABİBLER ODASI BAŞKANI): Tek bir parlamenterle olmaz Bağımsız adayların Meclis`e girmesi parlamenter demokrasimiz açısından önemli bir adım. Ancak yüzde 10 barajının yol açtığı olumsuzlukları tamamen ortadan kaldırmaya da yetmez. Özellikle sosyalistler için birey olarak Meclis`te ne kadar kapsamlı bir mücadele verilirse verilsin, yine de seçimle parlamentoya temsilci gönderen bir siyasi partinin örgütsel işlevlerini bütünüyle yerine getiremez. Öte yandan, her şeye rağmen bu günkü koşullarda milletvekili arkadaşlarımız bugüne kadar temsil edilmeyen seçmenlerin sesini Meclis`e taşırken, Meclis`in geleneksel kapalı siyaset üretme sistemini de kırma olanağına sahip olabilirler. Parlamento dışı toplumsal muhalefeti canlandırabilirler. Tabii bu konuda arkadaşlarımıza çok geniş ve sağlam bir lojistik destek sağlamak gerekir. Bu da mümkündür. Türkiye`de bu birikim var, öte yandan 1960`h yılların TİP`in dönemdeki Meclis`te yaşanan linç girişimlerini hatırlarsak, bugün de benzer sorunlarla karşılaşmak şaşırtıcı olmasın. Böyle şeyler beklenebilir. Ama her ne olursa olsun 22 Temmuz seçimleriyle oluşan Meclis, demokrasimizin geleceği açısından çok önemli bir deneyim olacak. Umarım bu deneyim hüsranla sonuçlanmaz. Türkiye`de sosyalistlerin yaşadığı öyle olumsuz deneyimler var ki, bunların Meclis`e tek bir parlamenter ` — göndererek çözülmesi, bu sorunun aşılması mümkün değil; ama bu mücadeleye çok büyük bir ufuk açacağına inanıyorum. Bunun koşulu ise, dışarıdan bizim desteklememiz olacak. 22 Temmuz seçimleri öncesi yapılan kampanyalarda da gördük ki bu olanak mevcut. Bu konuda tereddüte hiç gerek yok, kendi aramızdaki anlaşmazlıklara son verip, bu konuya önem vermeliyiz. Bunu sonuna kadar desteklemeliyiz. Hazırlayan: GÜLSEN İŞERİ |