Güncel

Hint medyasının Mumbai sınavı

Gazetecilik mesleğinde ‘eleştiri’ ve ‘övgü’ ikiz kardeş gibidir. Şüphesiz savaş ve terör dönemlerinde gazetecilikte ‘eleştiri’ okları daha çoktur, yeter ki gazeteciler kamusal sorumluluklarını yerine getirirlerken, insani duyarlılıklarını da yitirmesinler

YASEMİN İNCEOĞLU (Arşivi)

Maharaştra eyaletinin başkenti Mumbai’de 27 Kasım günü, 5 yıldız oteller(Tac Mahal-Oberoi Trident) , Leopold CafÈ,Chatrapathi tren istasyonuna düzenlenen eş zamanlı terörist saldırılar sonucu, 200’e yakın insan öldü,350 kişiden fazlası da yaralandı.60 saat süren canlı yayında medya sorumsuz davranmak, sansasyonel olmak hatta ‘adrenaliniyle sarhoş olmak’ türünden eleştiriler aldı. Ama en büyük eleştiri konusu,medyanın, siyasetçilere ve Pakistan’a karşı öfke dolu mesajlar vermesi ve jingoism(saldırgan,aşırı milliyetçilik) çığırtkanlığı yapması yönündeydi.
İlk saldırının olduğu tren istasyonunda 60 kişinin ölmesine rağmen ölenlerin arasında Müslümanlar da vardı- medya ordusu birkaç görüntü ve fotoğraf dışında, buradan haber yapmaya yanaşmadı, bunun yerine, çoğunu Batılı ve üst-sınıf Hintlilerin oluşturduğu 5 yıldız otel müşterilerinin bulunduğu görüntülere yer verdi. Medya, özellikle siyaset ve para gücü ikonu/sembolü olan Tac Mahal saplantısı yüzünden eleştirildi.Muhabirler devlet hastanesine gidip 26 adet kimliği belirlenemeyen ceset hakkında haber yapmaktansa,Tac Mahal otelinin uğradığı tahribatı ve orada ölen ünlülerin haberlerini yapmayı yeğlediler.
Kurtarılan rehinelerle canlı yayında yapılan mülakatlar da eleştirildi,ancak bu eleştiriler uygunsuz ve hatta naif türden eleştirilerdi. Zira muhabirler kimseye zorla mikrofon ve kamera yöneltmediklerini ısrarla söylüyorlardı, insanlar kendi rızalarıyla,ailelerine güven içinde olduklarının mesajını veriyorlardı. Hatta bir Hintli, akrabasının cenazesini kaldıracak parasının olmadığını ekranlardan açıkladıktan sonra, izleyicilerden maddi destek alıp rehabilitasyon hizmetinden yararlandı. Diğer yandan, kurtulan turistlere sorulan en klişe sorular şunlardı; ‘Böyle bir şey olacağı hiç aklınıza gelmiş miydi?’, ”Yeniden Hindistan’a gelmeyi düşünür müsünüz?” Bu sorular kötü gazetecilik örnekleriydi.
The Times of India gazetesi operasyon bittikten sonra da sansasyonel haberciliğe devam etmekte ısrar etti. 30 Kasım tarihli ‘Burada Canlı Yok’ başlıklı haberini dört sütundan cesetlerle dolu siyah-beyaz fotoğrafı süslüyordu. Trident’in kurtarma operasyonundan sonra ünlü ve deneyimli gazeteci Shekhar Gupta bu otelde çok kez kaldığını, otel kadrosunu tanıdığını anlatan türden yazılar yazıyordu.
27 Kasım’da Times Now’dan Arnab Goswami teröristin yakalandığını ve sorguya çekildiğini sorumsuzca açıklıyordu. Kanallar teröristlerin kullandıkları raftları sürekli gösterme yarışına girdiler. Hemen hemen hiçbir gazete veya televizyon, sahil koruma görevlilerinin, şüphelileri neden fark etmedikleri sorusunu yöneltmedi, ayrıca gazeteciler sahilde şüphelileri gördüklerini haber veren balıkçılarla görüşme yapma ihtiyacı duymadılar.

‘Hintli var mı?’
NDTV India 27 Kasım’da Trident oteli dışındaki canlı yayını durduracağını açıkladı. Polis devam etmekte olan operasyonun kötü yönde etkilenmemesi için böyle bir karar almıştı, ancak bu kesinti kısa sürdü, bir müddet sonra kanal yeniden yayınına başladı. NDTV İngilizce yayını, Barkha Dutt’un bir Hintli milletvekiline yönelttiği “rehineler arasında Hintli var mı?” sorusuyla devam ediyordu, Milletvekilinin “rehinelerin güvenliğini etkileyeceği için sorunuzu yanıtlamayacağım” açıklaması ile bu kez kanal, komandoların saklandıkları noktaları yayınlamaya devam etti.
Bir de medyanın bıkmadan usanmadan terörize ettiği müfettiş Jadhav’a sürekli şekilde sorulan bir soru vardı: “Bize olayı ayrıntılı anlatabilir misiniz?” Jadhav diğer üc müfettişin gözlerinin önünde öldürüldüğü saldırıdan şans eseri ağır yaralı olarak kurtulmuştu ama muhabirlerin psikolojik tacizlerinden bir türlü kurtulamıyor, ısrarlı soruları karşısında terör sahnelerini tekrar yaşamak zorunda kalıyordu.
Bir başka eleştiri konusu da devlet ve polise geldi, kamu otoritelerini, medyaya gereğinden fazla özgürlük tanımakla suçlayanlar oldu. Ama tüm Hint medyasının mutabık olduğu ve adeta sözleşmişçesine vurguladıkları konu şuydu: “Bu saldırılarda teröristlerin Hint güvenlik sistemi ve gizli istihbarat servislerini bertaraf etmeleri, Hükümetin ulusal güvenlik politikasını yeniden gözden geçirip biçimlendirmesini zorunlu kılmaktadır.”
Gazetecilik mesleğinde ‘eleştiri’ ve ‘övgü’ ikiz kardeş gibidir. Şüphesiz savaş ve terör dönemlerinde gazetecilikte ‘eleştiri’ okları daha çoktur, yeter ki gazeteciler kamusal sorumluluklarını yerine getirirlerken, insani duyarlılıklarını da yitirmesinler.

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu: Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi
10 Aralık 2008 Radikal

10.12.2008