Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un da içinde bulunduğu uluslararası medya kuruluşlarının başkanları ile gazetelerin baş editörlerinin yer aldığı bir grup geçtiğimiz günlerde İsrail Başbakanı Ehud Olmert’i protesto etmek için ortak bir mektup yazmıştı. Protestonun nedeni; İsrail Hükümeti’nin Gazze şeridini uluslararası medyaya kapatmasıydı. Gazze’ye deniz yolu ile ulaşan Haaretz’in muhabiri Amira Hass dışında İsrailli gazetecilerin bile giremedikleri Gazze’ye İsrail Savunma Bakanı şartlı iznini şöyle açıklamıştı; “Ne zaman ki Gazze’de roket atışları duracak ve uluslararası medya İsrail ile ilgili haberlerinde adil olmaya başlayacak,işte o zaman şeridi açacağız.”
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan ‘habere özgürce ulaşım hakkı’ olmadan sağlıklı ve doğru ‘haber verme hakkı’nın olanaksız olduğunu ve medya’ya kapalı bir Gazze Şeridi’nin İsrail’in imajına zarar vereceğinin bilincinde olan Yüksek Adalet Mahkemesi devreye girerek, 12 kişilikkontenjanı olan ‘muhabirler havuzu’na hükümetin izin vermesi için bir önerigetirdi. İsrail hükümetinin bu konuya sıcak bakmamasının nedeni, İsrail askeri operasyonunun Filistin saldırılarına bir yanıt olarak yapıldığını uluslararası medyanın yeteri kadar vurgulamaması, kısacası umduğu desteği bulamamasıdır.
PR stratejisi
İsrail hükümet yetkilileri net, tek bir ağızdan mesajlar iletmeyi PR stratejisi olarak benimsemişler. Sırf bu strateji gereği sekiz ay önce oluşturulan Ulusal Enformasyon Müdürlüğü‘açıklama’ anlamına gelen ve enformasyon,döngü ve propaganda kelimelerine gönderme yapan İbranice ‘hasbara’ kelimesinin öneminin bilincindedir. İletişim ilişkileri ve kamu diplomasisi ile uğraşan tüm ajanslar arasında işbirliğini sağlayacak bir platform olarak düşünülen bu Müdürlük, bakanlıklar arasında bir gün boyunca hangi anahtar mesajların iletileceğine karar veriyor,kısacası kendi gündemini belirliyor.
Medyaya ilettikleri mesajlar, Hamas’ın İsrail ile ateşkes anlaşmasını bozduğu ve Hamas’ın İsrail sivillerini hedefleyen bir terör örgütü olduğu türündendi. Ancak İsrail medyasında altı aylık ateşkes döneminde İsrail’in birçok kez Gazze’ye saldırdığına ve ateşkesin son günü olan 19 Aralık 2008’de Gazze’de 25’e yakın Filistinlinin öldürüldüğüne, halkın elektrik, su ve yiyecek kıtlığı yüzünden sefil halde olduğuna dair haberler yer almadı.
Filistin toplumunda ve Filistin medyasında ABD yönetimine nefret ve düşmanlık söz konusudur. Medyanın ortak kanısı şöyledir; ABD yalnız Filistin’de yaşanan gerçeğe duyarsız kalmakla yetinmemekte, aynı zamanda ‘suçlu’ İsrail’everdiği politik desteğinin yanı sıra, silah ve para da sağlamaktadır. Bu da İsrail’i ABD’nin koruması altında yasalar üstü bir devlet konumuna getirmektedir. Diğer yandan, Filistin ve Arap medyası, ABD’yi uluslar arası hukuku ve Filistin deneyimlerini görmezden gelmekle suçlamaktadır.
Haber ve etki
Zira ABD medyasında Gazze hakkında çıkan haberler ABD politikalarını ve ABD kamuoyunun görüşünü yansıttığı kadar, aynı zamanda onu etkilemektedir de. 2006 yılında Lübnan ve İsrail arasındayaşanan ve adeta bir fiyaskoya dönüşen süreçte de Amerikan medyası İsrail’e destek vermekle suçlanmıştı. Hatta Kasım 2006’da faaliyete başlayan İngilizce dilindeki uluslararası El-Cezire kanalı ABD’deki kablo operatörlerinin izleyicilerine izleme olanağı sunmadıklarından, ABD halkı tarafından izlenemiyordu. Ta ki Temmuz 2008’de Burlington’da küçük bir kablo şirketi bu hizmeti sunana kadar. Özgür ifade fikrine dayalı bir kapitalist sistemde böylesine bir olanağın sunulmaması-adeta engel-lenmesi de-başlı başına bir paradoks.
Gazze’de öldürülenlerin üçte birini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor, 1967 savaşından beri sivillerin en çok hayatlarını kaybettikleri Gazze’de, Filistin ve Arap medyası da fırın kuyruğunda bekleyen çocuklu kadınları, ‘kurban’ durumundaki kadınları veya Gazze’de yaşanan felaketin haberlerini vermeyi tercih etti, bir başka deyişle, Arap dünyasının Filistinlilere olan sempatisini arttıran, İsrail’e karşı olan nefreti de körükleyen türden haberler tercih edildi.
Gazetecinin savaş ve kriz dönemlerinde en başlıca görevi, dramatik unsurları ön plana çıkararak duygusal sömürü yapmak değil, savaş tehlikesine karşı izleyicilerde farkındalık yaratmaktır. Her iki
tarafın ve müttefiklerinin medyası, kendi politikalarını meşrulaştırma çabası içerisinde ‘savaştaki ilk kurbanların gerçekler’ olduğunu bir kez daha gözler önüne koydu.
Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu: Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi
14.01.2009
|