Güncel

Filistin krizi ve global medya

Global medya her kriz döneminde olduğu gibi bu sefer de Filistin’deki son olayları Beyaz Saray gözlükleriyle bazen haberleri çarpıtarak, bazen eksik bazen de abartılı haberler vererek dördüncü güç işlevini başarısızca yürüttü. Öteden beri, Filistin’in İsrail’e yaptığı saldırıyı “terörist” saldırı olarak niteleyen medyanın, Filistin halkının bu saldırıları “İsrail işgaline karşı Filistin halkının gösterdiği direniş harekatı” olarak benimsediği görüşünü dünya kamuoyuna aktarmak işine gelmedi.

 Bilindiği üzere,Hamas`ın  hükümet kurmasının ardından, ABD, AB ve İsrail`in Filistin`e ambargo uygulaması, Fetihli Filistin lideri Mahmud Abbas`ın da Hamas`ı devirmek için ABD-İsrail`le işbirliğine girmesiyle patlak veren kriz, Hamas’ın  Gazze`nin kontrolünü ele geçirmesine neden olmuştu. Bunun üzerine Gazze ile Batı Şeria`da olağanüstü hal ilan eden Abbas, Hamaslı Başbakan İsmail Haniye`yi görevden alıp üç aylık milli birlik hükümetini feshetmiş, yerine Ramallah`ta olağanüstü hal hükümeti kuracağını açıkladığında Hamas bu hükümeti tanımamıştı. Böylece Gazze ve Batı Şeria`da iki ayrı yönetim oluşmuştu.Başta London Times gazetesi olmak üzere Batı medyasının Yeni Filistin’i;İki Filistin(Hamasistan ve Fetihistan) olarak nitelemeleri zaman zaman akıllara “Yok Olan bir Filistin mi?” sorusunu da getiriyor. 

Son kriz döneminde, Medya uluslararası antlaşmalar ve uluslar arası topluluklara bağlı habercilik anlayışını sürdürürken, Filistin’deki demokrasiyi tehdit eden unsurları ihmal etti. Filistin Cumhurbaşkanı Abu-Mazen’in meşruluğu üzerinde odaklanan medya, Hamas’ın büyük çoğunluğunu oluşturduğu Parlamento’nun meşruluğunu görmezden geldi. Diğer yandan, Fetih partisindeki yolsuzluk haberleri-güvenlik polisi, başkanlık muhafızları ve istihbarat- türünden sorunlar hakkındaki ayrıntılara girmekten kaçındı. 

Hamas’ın, Cumhurbaşkanı Abbas’ın meşruluğunu kabul ettiğini ilan etmesi,yeni bir başlangıç için Abbas ile Gazze’de iş birliği içinde olmak istemeleri, esneklik göstermelerine dair işaretlerdi.Ancak global medya bu olumlu sayılabilecek gelişmeleri irdelemekten uzak durdu. 

Batı dünyası gibi batı medyası da Hamas’ı görmezden gelerek, Abbas’a destek vermeyi sürdürürken, göz ardı ettikleri bir gerçek de, kısa vadede  Abbas’ın gücünü arttırabilecek olan bu tavrın, uzun vadede Hamas’ın popülaritesini arttırma riskini taşımasıydı. 

FKÖ’ye karşın “cihad” stratejisini temel alan Hamas, FKÖ’nün “Bağımsız Filistin Devleti” sloganına “İslam devleti” sıfatını da ekleyerek nihai hedefini ortaya koydu.2000 yılındaki  II. İntifada ile birlikte Hamas, Filistin mücadelesi içerisinde birçok yönden güç kazandı. Filistin’in en geniş tabanlı kitle hareketi olarak görülen Hamas’ı, Filistin halkı ciddi bir biçimde destekliyor,hatta onu kurtuluş çaresi olarak görüyor. 

Filistin’de 1987’deki ilk intifadan beri sinema ve tiyatrolar kapatıldı,çocukların oynayabileceği parklar kaldırıldı,geçmişte haftada 5 saat olan din dersleri Fetih döneminde üç saate indirilip diğer iki saat fen derslerine ayrılmışken,Hamas bakanı tekrar sayıyı beşe çıkardı.Filistin halkı dini bir halk,günde beş vakit namaz kılıyor,kadınlarının çoğu çarşaflı,kısacası  Hamas Filistin’de İslam Devletinin gereklerini bir bir yerine getirdi. Filistin halkı, Arafat yönetiminin, kendilerine vaad ettikleri güvenlik,refah ve bağımsızlığı topluma getiremediği için başarısız olduğuna inanıyor.Diğer bir deyişle, Arafat’ın, ”Barış süreci”nin işe yaramadığını düşünüyor .Tek çözüm Fetih ve Hamas’ın diyaloga girmesi,ancak Fetih partisinde yer alan askeri kesim bu diyaloga sıcak bakmadığı gibi,Hamas “direniş”’ten,Fetih de “barış projesi”nden taviz vermek istemiyor.Buradaki en büyük zaruret, Filistin Devlet kuruluşlarının, özellikle de askeri kadronun reforma tabi tutulması.Her iki taraf da doğru yolun ne olduğunu bilmekle beraber,uzlaşmaya daha çok kan,zaman ve enerji harcamak suretiyle varacaklar.İşte  böylesine kaotik bir siyasal iklimde, demokrasiyi,insan haklarını savunan/savunması gereken medyaya düşen en büyük sorumluluk,yalnızca bilgilendirme adına saldırıları,çıkmazları sunmak değil,çatışma ortamlarında,ortak bir uzlaşma platformu yaratmaktır. 

* Prof.Dr. Yasemin İnceoğlu /Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi 
 
03.07.2007