Güncel

Medya, tehlikeli biçimde kamu yararını gözardı ediyor

Sivil itiraz, protesto girişimleri ve benzeri sivil itaatsizlik eylemleri, hep iletişi araçlarının süzgecinden geçiyor. Siyasal konulara ilişkin bilgiler iletişim araçlarında her gün azalıyor. Medyanın durumu üzerine Galatasaray Üniversitesi, İletişim Fakültesi öğretim üyesi, Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ile Gülşen İşeri konuştu...

İktidar-medya ilişkisinde ne tür söylemlere rastlamaktayız?

- İktidar, kitle iletişim araçları üzerinden, kamusal tartışmaların çerçevesini ve gündemini belirleyerek, bu konuları kamu gündemine taşımak veya uzaklaştırma yeteneğine sahiptir. "Yurttaşlar arasındaki bunalım duygusunu kolektifleştirerek ve bunalımın tedavisi için sıkı önlemler alınması gerektiği yolundaki resmi iddiaları yayarak, örtük bunalımın açık bunalım haline dönüştürülmesinde de etkilidir. Siyasal iktidar, kitle iletişim araçları üzerinden statükoya alternatif olabilecek her türlü yapılanmanın önünü keser. Kitle iletişim araçları siyasal kayıtsızlığın en önemli besleyicileridir. Yani, kamusal senaryonun siyasetsizleştirme/kayıtsızlaştırma etkisiyle, Baudrillard`ın vurguladığı gibi, politik tutkular yerini siyasi tiksinmeye bırakmıştır. Böylece, birey giderek inisiyatifini kaybetmiş, siyasi ve ekonomik konulara ilişkin kamusal alanın arkasındaki gerçeklerden de uzak kalmaya başlamıştır. Enformasyon üretilerek değil, yok edilerek sisteme rıza yaratılmakta ve meşruiyet sağlanmaktadır. Kitle iletişim araçları, haber görüntüsü altında bilgisizleştirici haberler sunar. Bunun için, siyasal konulara ilişkin bilgiler kitle iletişim araçlarında her gün azalmaktadır. İktidar otoritesini zedelemeyecek bilgileri vermekte cömert davranılır. Diğer yandan, siyasal sistemin "bekçilik" rolü haberlere verildiğinden sivil itiraz, protesto girişimleri ve benzeri sivil itaatsizlik girişimleri iletişim araçlarının süzgecinden geçirilir ve olaya karışanlar kızgın kalabalıklar olarak gösterilerek toplum vicdanına havale edilir. İktidarın ekonomik uygulamalarına yapılan protestolar kitle iletişim araçlarında çoğunlukla haksız bir eylem olarak gösterilir ve hükümetin haklılığı vurgulanır.

» Bugün medyaya baktığımızda, güçlü olanın yanında yer alıyor. Peki parti liderleri medyayı arkasına aldığı için mi bu kadar rahat ve cesaretli oluyorlar? Mesela bunlardan biri de Tayyip Erdoğan...

- Bu bir söylem sorunu ama Başbakan zaten polemikçi bir ton izliyor siyasette. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesi dönemi hatırlayın, o zaman ana akım medya yoktu yanında en azından seçimi kazanacakları emin olununcaya kadar yoktu. Tam tersine karşısında bir duruş sergiliyordu.
"Kasımpaşalı Tayyip" söylemi yer alıyordu. Ama seçim sonrası tutum değiştirdiler. Başbakanın bu saldırgan tutumu ve bu polemikçi yaklaşımı ve söylemi hep vardı... Medyadan destek alıp bu tutumu sergilemiyor tabii ki, doğası böyle.
Bağımsız adaylara baktığınız zaman çok az gazetenin veya TV kanalının haberlerinde yer aldıklarını görüyoruz. Ne yazık ki "üç büyükler"e tanınan imkân, diğerlerine ana akım medyada tanınmıyor.

» Seçmen tavrını medyaya göre yönlendirebilir mi?

- Hayır, her zaman değil, 1999 seçimlerinde ekranda sıklıkla gördüğümüz Baykal ve Yılmaz seçimi kaybetti, halbuki Ecevit ve Bahçeli ekranda çok daha seyrek görülmelerine rağmen, başarılı oldular. Bazen de olumsuz yayınlar tam tersi sonuçlar doğurabiliyor, bumerang etkisi yapabilir. Burada tek başına medya etkisini değil, liderlerin kampanyaları, yüzyüze iletişim, vaatleri, liderlerin kişilikleri, medyaya duyulan güven gibi bir sürü etkenleri göz ardı etmemek gerek.

» Sürekli olarak medyanın gücünden söz edilir, nedir medyanın gücü?

- Önce şunu söyleyelim, medyanın en önemli görevlerinden bir tanesi halkı bilgilendirme, aydınlatma görevidir. Hatta batılı demokrasilerde medyanın "bekçi köpeği" görevini üstlendiği söylenir. 4. kuvvet denmesinin sebebi de o. Eğer bir yolsuzluk varsa bunu ortaya çıkartan, ifşa eden bir güç. Türkiye gibi gazete okuma alışkanlığı olmayan toplumlarda, televizyon en etkili silah olarak karşımızda duruyor. Sorgulamayan, eleştirel düşünme becerisi olmayan ülkemiz insanının eğitim sisteminin çarpıklığından nasibini aldığını açıkça görebiliyoruz. Analitik düşünceden uzak ezberci bir sistemle yetişiyor gençler. Bu da insanımızın medyanın narkotik etkisiyle uyuşup savunmasız, çaresiz, kabullenici bir hale dönüşmesine neden oluyor. Kitle iletişim araçları, mesajlarını sunarken yönlendirme amacı taşıyan yöntemlere başvururlar. Bazı haberler hiçbir önem taşımazken manşetten verilebiliyor, veya çok büyük önem arz eden bir olayı satır aralarında zorlukla bulabiliyorsunuz veya birkaç kişinin görüşünün "halk böyle inanıyor, böyle istiyor" tarzı haber başlıklarıyla verildiğine tanıklık ediyoruz. Bu anlamda da çok güçlü ve tehlikelidir medya. Ancak burada göz ardı edilen şey "kamu yararı". Unutulmamalıdır ki bunlar ne kadar ticari işletmeler de olsa kamuya hizmet etmektedirler. Örneğin TV kanalları kamu malı olan hava dalgalarını sorumsuz bir biçimde kullanabilmektedirler.

»Ülkemizde medyanın öz-denetimi sağlıklı çalışmakta mıdır?

- Ne yazık ki hayır. Öz denetim amacıyla kurulan `Basın Konseyi`, İngiliz Basın Konseyi örnek alınarak kurulmuştur. İngiliz Basın Konseyi`nin bir adı da "dişsiz bekçi köpeğidir" yani "ısırmaz" demekle herhangi bir cezai müeyyidesi olmadığını anlıyoruz, bizimki de öyle, teşhir etme, uyarı yöntemi çalışmaktadır. Ancak Türkiye`deki uygulamalara bakıldığında, Konseyin şikâyetleri değerlendirmelerinde özellikle Doğan Grubu Gazeteleri hakkındaki şikâyetlere eşit uzaklıkta duramadıklarını görüyoruz. Bunda Konsey Başkanı`nm aynı zamanda Hürriyet Gazetesi`nin baş yazarı/köşe yazarı olması etkili olabilir. Ombudsmanlar da veya okur temsilcileri de aynı şekilde, sayfalarında gazeteleri ile ilgili gönderilmiş mektupları ne şekilde seçerek koyuyorlar, hepimiz koyulanları okuyoruz ama konulmayanlardan haberimiz olmuyor. Burada kapı tutuculuk görevlerini vicdani yükümlülük içerisinde yerine getirmeye çalıştıklarından hiç kuşkum yok ama ne kadar başarılılar, ondan emin değilim. Diğer yandan, TGC`nin "Gazetecinin Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi" var, <>bu bildirgenin hazırlanma döneminde çok kapsamlı bir çalışma yapmıştı, ancak bildirgeye uyup uymamak vicdani bir sorumluluk getiriyor.

» Türkiye`deki ana akım medya ve yurtdışındaki `ana akım medya` arasında nasıl bir fark var?

- Türkiye`deki ana akım medyayla yurtdışındaki ana akım medya arasında çok fazla fark yok. ABD medyasını ele alalım,orada da kuruluşlar arası evlilikler gerçekleşti, global medyayı onun altındaki sayıda büyük imparatorluklar yönetiyor. Bunların hemen hepsi statükocu, muhalif ses çıkarmazlar,siyasetin yanında yer alırlar, New York Times, Washington Post, CNN, Fox gibi kuruluşlara baktığınızda özellikle ABD yönetim politikalarının meşrulaştırılmasında en önemli rıza üreticileri konumundadırlar. <>bir yayın politikası izlemekteler. Bush yönetiminin Irak`ı işgaline karşı Amerikan ana akım medyasından çok az sayıda muhalif ses çıktı. Orada bize göre, <>daha aktif halde.

» Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu
Galatasaray Üniversitesi,
İletişim Fakültesi öğretim üyesi

Röportaj: Gülşen İşeri

(BirGün gazetesi, 22 Temmuz 2007)
22.07.2007